Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Karacaoğlan hiç bu kadar güzel anlatılmamıştı!
Karacaoğlan hiç bu kadar güzel anlatılmamıştı!
Halkın gönlüne taht kuran her insan gibi Karacaoğlan da bizim için çok önemlidir.
05 Mays 2010, 01:49
Halkın gönlüne taht kuran her insan gibi Karacaoğlan da bizim için çok önemlidir.
Erdal Noyan, onun hakkında en kapsamlı yazılardan birini yazdı...

 

Karacaoğlan

"Hey ağalar bir od düştü bağrıma
Bir ah çeksem derya dağı yandırır
Garip bülbül konar gül budağına
Bülbülün feryadı dağı yandırır"
 
Dünyadan bir de Karacaoğlan geçmiş...
Birden fazla Karacaoğlan’ın geçtiği de söylenebilir ama en azından bir Karacaoğlan’ın yaşadığı ve giderken şiirlerini bıraktığı kesindir.

Halkın gönlüne taht kuran her insan gibi onun hakkında da efsaneler söylenmiş; neredeyse Evliya Çelebi çapında bir seyyah olan Karacaoğlan'ın şiirleri, belki kendisinin bile hayal edemeyeceği şekilde yayılmış, sahiplenilmiş...

Ne zamandı yerüstü konukluğu?
Karacaoğlan’ın hangi zaman diliminde yaşadığına dair yetersiz bilgilere sahibiz.

Eldeki bilgiler, hayatını onbeşinci, onaltıncı ve onyedinci asırlarda aramak gerektiğini gösteriyor. Konuya abartılı bakıldığında kendisine neredeyse üç yüz yıllık bir ömür biçmek zorundayız. İnsan ömrünün o devirlerde bile üç tane asır içine girmesi çok zayıf ihtimal elbette...

Mustafa Necati Karaer, Karacaoğlan isimli kitabında; onun onaltıncı yüzyıl başlarında veya onbeşinci yüzyıl sonlarında doğmuş olabileceğini gerçeğe daha yakın görmektedir! Müjgan Cunbur, Karacaoğlan adını verdiği eserinde; şiirlerindeki dil ve edanın Karacaoğlan'ın onyedinci yüzyıldan önce yaşamadığını gösterdiğini iddia etmiştir. Ahmet Köklügiller, Karacoğlan'ın onyedinci yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir halk şairi olduğunun söylenebileceği fikrindedir. Köklügiller, Karacoğlan'ın Yaşamı Ve Şiirleri isimli incelemesinde buna dayanak olarak; bestelerini onyedinci yüzyılda yapan Ali Ufkî’nin Mecmua-i Saz-ı Söz adlı kitabında sözleri Karacoğlan'a ait iki beste bulunmasını gösterir.

Ali Ufkî’nin önceki adı Albert Babovski imiş ve Sultan İbrahim döneminde tutsak edilmiş, Türkçeyi ve Türk müziğini kısa zamanda öğrenerek besteler de yapmış. Tahir Kutsi Makal ise Karacaoğlan isimli eserinde, Karacaoğlan'ı onyedinci yüzyıl ozanı saymakta; araştırmalar neticesi doğum tarihinin binaltıyüzaltı, ölüm tarihinin binaltıyüzyetmişdokuz şeklinde ortaya çıktığını kabul etmektedir. Bunun bir delilini Karacaoğlan'ın şu mısralarında görürüz: "Karacaoğlan dendi ünüm duyuldu / Binonbeşte göbek adını konuldu". Hicrî bir tarih olan binonbeş, milâdî olarak binaltıyüzaltı tarihine denk gelmektedir.

Nerelerde nefes alıp vermiştir?
Karacaoğlan'ın nerede doğduğu ve öldüğü hakkında da yeterli bilgiye sahip değiliz.

Erzurum, Kırşehir, Binboğa, Adana muhtemel yerlerdir ama Karaer; Osmaniye Düziçi ilçesinin Farsak köyünde doğduğu ihtimali üzerinde durmaktadır. Düziçi ilçesi Farsak köyünün Karacaoğlan'ın doğum yeri olması Cunbur’a göre de mümkün görünmektedir.

Güney illerimizdeki yaygın bir söylentiden söz eder gösterir Kökgiller. Bu söylentiye göre Karacaoğlan, Osmaniye ilçesi olan Düziçi'ne bağlı Farsak (Varsak) köyünde doğmuştur. Karacaoğlan'ın Toroslar'da ve Çukurova'da hayat sürdüğünü, Anadolu’yu, Suriye’yi ve İran’ı gördüğünü ifade eden Makal; nerede doğup büyüdüğünün kesin şekilde bilinemediğini ancak onun katıksız bir Türkmen olduğunu belirtir.

Karacaoğlan'ın hayatıyla ilgili belirsizlikler, günümüze gelen kaynakların yetersizliği yanında; onun halkla bütünleşmişliğinden ve çeşitli zaman ve yerlerdeki insanlar tarafından sahiplenilmesinden de doğmaktadır. Cunbur'un da değindiği şekilde, şehirler, kasabalar, köyler onu paylaşamamıştır. Hatta Karacaoğlan'a ait görünen şiirlerin kaçı gerçek Karacaoğlan'a ait, bunu tespit etmek de zor...

Gezer ve gezdirir şiirlerinde
Karacaoğlan'dan günümüze kalan şiirlerde, yaşadığı devrin insanları, kültürü ve coğrafyası hakkında çok değerli bilgiler buluyoruz.

Acaba onca memleketi bizzat gördü mü? Yoksa işitmek ve okumak yoluyla elde ettiği bilgilerden de faydalandı mı? Bu konuda içinde şüphe barındırmayan bir fikir yürütmek zor... Bir gerçeği şurada hemen teslim etmek şart: Karacaoğlan, cihan hâkimiyetini kuran bir milletin ozanıdır. Onun hangi milletin veya devletin atmosferiyle bizzat ilişki kurduğundan çok; ufkunun genişliğidir önemli olan.

Hindistan, Yemen, Tunus, Cezayir, Gürcistan, Bosna, Rumeli, Frengistan, Çin, Maçin, Mısı­r, Akdeniz; İngiliz,  Fransız,  Moskof, Alaman, Hind, Ermeni, Rum gibi yer ve millet isimlerine şiirlerinde rastlarız. O günün ulaşım şartlarında bir insan ömrünün bu kadar geniş bir coğrafyayı gezip görmek için yeterli olacağı şüphelidir ama imkânsız da değildir.

Karacaoğlan, mümkündür ki sözlü ve yazılı kaynaklardan öğrendiği bilgileri de şiirlerinde kullanmıştır. Yukarıda değindiğimiz gibi, asıl önemli olan onun ufkunun genişliğidir. Zaten üyesi bulunduğu millet, ufku geniş olduğu zamanlarda başarılara imzasını atmıştır.

Bir bakarsınız Kırım’ı aşar Karacaoğlan, bir bakarsınız Tuna’yı geçer. Karacaoğlan bu, Arabistan’ı verseler beğendiği kızın saçının bir telinden vazgeçmez; bir bakış uğruna Çin’i ve Maçin’i gözden çıkarır!

Karacaoğlan’ın bazı dörtlüklerine aşağıda yer verilmiştir:

"At ile Kırım'ı aştıktan geri
Dizgini boynuna düştükten geri
Ak suyun köprüsün geçtikten geri
Bu gece Göğsün'de yatalım atım”
 
"Oğlan der ki kız kaleni yıkarım
Taşın toprağını suya dökerim
Yüksekten üstüne köprü kurarım
Geçerim Tuna'nın seli isen de"

Sallını sallını gel kız bostana
Saçın telin vermem Arabistan’a
Gün cemalin görem yazam destana
Sen kaşını kaldırmiyon ne fayda” 
 
“Görmedim dünyada sen gibi canan
Yoktur hey sevdiğim ben gibi yanan
İngiliz Fransız Moskof Alaman
Çin ile Maçin'i değer gözlerin" 

Karacaoğlan, sadece ülke ve millet isimleriyle yetindirmiyor bizleri. Yaylasından ırmağına kadar coğrafyanın en özel parçalarına götürüyor. Aynı zamanda şehir şehir, köy köy dolaştırıyor. 

Şimdi, onun şiirlerindeki şehir, kasaba ve köylerde duraklayalım:

Bağdat, Şam, Hama, Humus, Trablus, Basra, Beşh. Buhara, Şiraz, Tebriz. Antep, Adıyaman, Aydın, Bayburt, Bursa, Istanbul, Karaman, Maraş, Mardin, içel, Diyarbakır, Van, Erzurum, Adana. Göğsün, Elbistan, Turgut, Pınarbaşı, Akkale, Çınar, Keban, Pasin, Gündüzlü, Şirvan, Yahyalı, Osmanili, Gürün, Tevcik, Ergene Köyü, Eğrikol, Kefendiz, Ağyar, Hasanpaşa, Tecnis, Öğrek, Suboğan Köyü, Munbuç, Kızılöz, Urban, Çamurlu, Lok­mam, Mamalı, Anize, Ceyhan gibi...

Karacaoğlan’ın şiirlerindeki dağları, yaylaları, ovaları, dereleri ve gölleri de belirtelim:

Binboğa, Koç Dağı, Süphan Dağı, Gâvur Dağı, Bulgar Dağı, Hasan Dağı, Ağrı Dağı, Karadağ, Kırklar Dağı, Keşiş Dağı, Konur Dağı, Ahır Dağı, Akdağ, Beydağ, Erciyes Dağı. Kemnun Gediği, Soğanlı Yücesi, Meryemçil Beli, Barçır Yaylası, Kervan Yaylası. Kozan Ovası, Söğüt Ovası, Gündüzlü Ovası. Aynanoz Gölü, Çalpayız Gölü, Sacur Gölleri, Tuna, Zamantı Irmağı, Balık Suyu, Natak Pınarı, Ceyhan Suyu, Sultan Pınarı, Tıdık Deresi, Tatar Deresi, Al'capınar gibi...

Karacaoğlan’ın yer isimleri bulunan bazı dörtlüklerine aşağıda yer verilmiştir:

“Medh ederler Karaman'ın ilini
Köprüsü yok geçemedim selini
Kervan yaylasını Perçem belini
Lâle sünbül bürüsün de gidelim” 
 
“Gel sevdiğim sığınalım Subhan'a
Yavru sahan derler avun kapana
Mesel olsun ol yanaktan öpene
Âh ü zârım tatlı dilinde kaldı”
 
“Bitti m'ola Şam ilinin hurması
Gitti m'ola ala gözün sürmesi
Homa'nın Humus'un telli turnası
Turna yârin selâm saldı gel diye” 
 
“Emme'yi der isen incedir ince
Bağdat'ın Mısır'ın gülleri gonca
Eşe'nin kaşı da kalemden ince
Sevmeye Huri'nin belleri güzel”
 
“Gel benim karşımda salın bir zaman
Bizi Mecnun etti bir kaşı keman
Hısnımansur derler ol Adıyaman
Oradan Tevcik'in geçti yelleri” 
 
“Karac'oğlan eydür Van'da gemimiz
Üremedik devran ile demimiz
Al diye limandan gitmez gemimiz
Limansız gitmeye kadir değilim” 
 
Sevda üstünedir asıl sözleri!
Ama güzeller bahsine geç­meden önce; kimisi peygamber, kimisi veli, kimisi bey olup da, onun yaşadığı çağda hayatta bulun­sunlar veya bulunmasınlar, Karacaoğlan'ın hayatına etki ederek şiirlerine girenlere değinelim.

Bunları şöyle sıralamak mümkün:

Hz. Muhammed (S.A.V.), Musa, İbrahim Halil, Ali, Bilâl, Eyyub, îdris, Mehdi, Boz Atlı Hızır, Seyyid Gazi, Sultan Murad, Sultan Süleyman, Yakup, Hallac-ı Mansur, Hacı Bektaş, Mahmut Bey, ismail Bey, Yu­suf, Mustafa, Bahri, Ömer, Sarı Haliloğlu, Rıdvan gibi...

“Beytullah'ı yapan İbrahim Halil
Kadir Mevlâm beni eyleme melil
Hakk 'ın birliğine o da bir delil 
Sen de bilir misin vakt ü zamanı” 
 
“Kız da der ki ben bir emlik kuzuyum
Anamın babamın iki gözüyüm
Şu dağlarda Mahmud Beğ'in kızıyım
Yiğit ister koldan kola sarmaya” 
 
O diyardan bu diyara savuran sevda rüzgârıdır.
"Ak elleri deste deste güllü" kaç güzele gönül verdi acaba?
Hangileri uğruna düştü yollara? Hangi ateşlerle yandı kavruldu? 

Karacaoğlan'ı diyar diyar gezdiren, yüreğine aşk korunu düşüren isimleri belirtmenin tam zamanı:

Hatçe, Ayşe, Eşe, Emine, Fadime, Elif, Esme, Zül-ha, Cennet, Meryem, Döne, Kamer, Şirin, Şerfe, Hürü... Bunların hepsine yüreği yandı mı, dahası var mı; belli değil!

“Elifi dersen de nazlıdır nazlı
Eşme'yi dersen de sırf ala gözlü
Söyletme Şerfe'yi bülbül avazlı
Söylüyor Zulha'nın dilleri güzel” 
 
“El atıp dericek Hatçe'nin gülü
Can için sancak Eşe'nin beli
İkisi hempalı bir de döneli
Emine'm çok içti kandı pınara” 

İnsanlar, hayvanlar ve tabiatın bütün unsurları, onca şehir, köy, kasaba hep sevdaları yaşamak ve dile getirmek için birer vasıta Karacaoğlan'a... Menekşeden sünbüle, turnadan cerene cins cins çiçek ve hayvan onun şiirlerinin vazgeçil­mez süsleridir.

Hayvanlar: Ördek, turaç, arı, doğan, sahan, kek­lik, ceren, bülbül, kuzu, koç, hümâ kuşu, üveyk, ahu, kuğu, at, turna, kurt, tazı gibi... 

Çiçekler: Leylak, sünbül, gül, lâle, menekşe, ner­gis, karanfil gibi...

Sevda bahsini biraz genişletelim...
Karacaoğlan, memleketinin sarp kayalarına öyle her hayvanı yakıştırmaz.
Zaman gelir "çakır doğan"ı bile beğenmez, "şahan" gerek der.
Ondaki bütün yollar sevdaya çıktığından ve hayvanları da sevda yollarındaki güzelleri anlatmakta vasıta kıldığın­dan; "çölde gezen akça ceren" veya "kınalı kek­lik" misali güzelleri avlayabilmek için "şahan" ol­mak şarttır diye gerekçesini ortaya koyar:

“Benden selâm söylen Aydın iline
Top kara zülüflü mayalarına
Bizim ilde çakır doğan olamaz
Şahan gerek bu sarp kayalarına” 
 
Aydın ili onun selâmını alıp gereğini ifa etti mi bilemeyiz ama Hümâ Kuşu gibi yüksek uçan gö­nüller, öyle her güzelin kalbini mekân kabul etmez.
 
En azından Karacaoğlan böyle söylüyor: 
 
“Hûma kuşu gibi yüksek uçarsın
Pervaz vurup tercümanı geçersin
Binbir türlü dala konup göçersin
Gönül sana mekân bulduramadım”

Karacaoğlan'ın fikri böyle...
Onun hesabı her gü­zeli beğenmemek üzere görünüyor.

İşin bir de diğer tarafı var. Acaba; o, gönül dengini bulduğu kanaatine vardığında, gönlünü kapanın tavrı nasıl ola­cak? Darbe yediği anlar var ki şöyle demiş: 

“Kız senin elinden düştüm ben yasa
Çekindi bülbüller gelmedi tasa
Dönüp koyamadım altın kafese
Benim yârim öğrenmeden toy gitti” 

Darbelerin sebepleri çeşitli. Bazen "yâr" yüz ver­memiş, bazen yârin babası katı çıkmış... Bakmış kavuşma imkânı yok; basmış feryadı Karacaoğlan:

“Karacaoğlan der ki çöktüm oturdum
Sağ yanımda yavru bazlar götürdüm
Gidip İstanbul'dan ferman getirdim
Herkesin sevdiği verilsin deyi” 

Sevdasına karşılık vermeyen güzeli de suçlamayı ihmal etmez:

“Karac'oğlan der ki sıkıldı canım
Gelmiyor yanıma muhannet yârim
Ezel söz vermezsen n'olurdun zâlim
Yıkılmış gönlümü yapabildin mi?” 

Suçlama ve sitemle yetinmeyen Karacaoğlan, yeri geldiğinde ve lüzum hissettiğinde esip-gürlemeyi de bilmiş... Güzeli; ceren, turna, kuğu, ceylan, turaç; kendisini şahin, kurt, doğan yerine sayarsa bu mümkün tabii:

“Ala gözlerini sevdiğim dilber
Şöyle güzellerin mâhı isen de
İndirirler seni yüksek havadan
Gözleri dumanlı kuğu isen de”
 
Karacaoğlan'ın sevdalarından söz ederken çiçek­leri unutmak olmaz. Ve onun sevdalarına en iyi tercüman "gül"dür. Sevda yollarında çile çektiren "ala gözlü" güzelleri güle benzetmeyi uygun gör­müş çoğunlukla... 
 
“Ala gözlüm yıktın benim evimi
Eğlen şu diyarda kal diye diye
Viran ettin bahçem ile bağımı
Tomurcuk güllerim al diye diye” 

Her çileye rağmen, yanakları kırmızı gülden farksız "goncaların" aşkıyla dolanmaktan cay­maz. Ozan arar da, gül mü bulunmaz! Bu defa "kömür gözlü"süne tutulur. Hem iyi niyetli görü­nen bir ihtarı var: Kıymetini bilene var gibiler­den...

“Yeni açmış has bahçenin gülüsün
Kömür gözlüm kıymatını bilene” 

Kaşı kalem olmuş, lebi mürekkep; kiraz dudaklı, nar gibi yüzlü, ak beyaz üstüne kara gözlü... Selvi ayarınca boylu-poslu; bembeyaz tende elma yanak­lı; gözleri şemiş, yüzü kamer... Sürmeli gözlü, ince belli; sümbül saçında al karanfil taşıyan edalı, naz­lı...

Bu güzellerin hepsi mi Karacaoğlan'ın gönlüne misafir oldu; yoksa o, sadece kendisininkileri söze vurmakla yetinmedi de, şahit olduğu başkalarına ait sevdaların da mı sözcülüğünü üstlendi? Şair gönlü geniştir, her iki ihtimal de mümkün. Ama Karacaoğlan, kendi sevdalarını anlatır gibidir hep... 

“Elma elma yanakları al gibi
Boyu uzar gider selvi dal gibi
Seherde açılan gonca gül gibi
Sandım kan damlamış karın üstüne” 

En iyisi, çiçeklerin "gül'den gayrisini işin içine katmadan, gurbetin Karacaoğlan'ı nasıl etkilediğine geçelim.

Şiirlerinden ortaya çıkan; Karacaoğlan'ın sıladaki güzelden umduğunu bulamayınca "güzellerden sıdkım sıyrıldı gönül" diyerek ve "turaç"ı bile ötmekten vazgeçirmeye çalışarak yollara düştüğüdür. Ülkeden ülkeye, şehirden şehre, dağdan dağa, ır­maktan ırmağa dolaşarak gurbetin yükünü taşımıştır.  

Gurbet, onun sazını ve sözünü beslemiş ama o bundan tamamıyla memnun mu? Gurbetten şikâyetçi olmasa "Çeken bilir ayrılığın derdini" der miydi? Yalnızlıktan kurtulmak ve yüreğindeki yarayı tamir için, kendine hâlden anlar, gurbet gezmiş bir dost arar:

“Halden anlar isen haldaş olalım
Anasız babasız kardaş olalım
Gurbet gezdi isen yoldaş olalım
Ucu yâr zülfünde yol gerek bana” 

Karacaoğlan'ın hedefi belli: Yollar ya yâre varacak (belki de yârin açtığı yarayı onaracak bir başka güzel çıkacak karşısına, buna da bir itirazı yok gi­bidir), ya da dur-durak bilmeyecek... Araya giren mesafe ve zaman derdine derman olmamış olsa gerek; çünkü "bahar olup yayla yolu açılınca" aklına, "kara çalısı bile gül" kendi iline gitmek düşmüş. Gurbet ellerde nazını çekecek birisi var mı? Yok! Böyle bir durumda ananın-babanın kötü sözleri bile aranır artık:

“Şahı sensin dilberlerin emesi
Gözüne görünmez dünya var
Şimdi bizim ilin karaçalısı
Gül oldu gidelim bizim illere” 
 
Gurbette koçyiğidin kıymeti bilinmez. 
Yârden ayırana intizar etmekle ömür tükenmez.
Hep seher yelinden medet umarak yaşanır mı? 
 
“Seyyah oldum gezdim gurbet illeri
Kâr etti başıma yeter ayrılık
Söyleyeyim başa gelen halleri
Ölümden çok çektim beter ayrılık” 
 
Güzel sevmekten ötesi yok mu?
Karacaoğlan inançtan yoksun değildi.

Başı dara düştükçe Allah’tan medet umdu. Dünya dertlerini bir tarafa bırakıp Rabbine sığındığı vakitlerde dünya malının göze görünemeyecek derecede kıymetsiz olduğunu fikrindedir. Asıl felâketin cehennem ateşinde yanmak olacağı inancıyla yakarır:  

“Kadir Mevlâm senden bir dileğim var
Muhannes kuluna muhtaç eyleme
Cennet-i âlâyı nasib et bana
Sırat köprüsünden yolum bağlama” 
 
İnsanoğlu, nefsini kolay kolay bir tarafa atamı­yor. Bu mesele Karacaoğlan için de geçerli.
 
Rabbine imandan ayırmaması için dua ederken peşinden bir dileğini daha söyler: Yârdan ayrılmamak!

“Medet medet âlemleri yaratan
Yâri benden ben'imandan ayırma
On sekiz bin âlemleri var eden
Yâri benden ben'imandan ayırma” 
 
Bunu fazla garipsememeli. Karacaoğlan’dan Yunus Emre davranışı beklenemez. Karacaoğlan, ortalar­da bir yerde gözüküyor, Karacaoğlan’ın şiirlerinde, dünyanın maddî lezzetlerine ait tutkular açıkça hissedilir. 

Dünya tutkularının bütün ağırlığıyla yüklenme­sine rağmen inançlı bir kişi olan Karacaoğlan, insanları uyarmaktan da geri kalmamış:

“Cennet cehennemi yoktur diyenler
İl hakkını alıp haksız yiyenler
Al yeşil konaktan hük'm eyleyenler
Dur bakalım canım beğler kalır mı” 
 
“Ustası yapıyı tersine yapar
Esnaflar işine hileler katar
Zamane kadısı altına tapar
Doğru hak şeriat sürülmez oldu” 
 
“Şimdiki beylerin sazı çalınmaz
Az rüşvet versem o da alınmaz
Boynumuza farzdır beş vakit namaz
Tanrı'nın namazı kılınmaz oldu” 
 
Dilinin ustası bir ozandır.
Karacaoğlan, Türkçeyi büyük bir ustalıkla kullan­mıştır.

Halk tarafından sevilip kabullenilmesindeki sebep­lerden birisi dili, diğeri söyleyiş tekniğindeki bütünlüktür. Günümüze gelen şiirleri onun okuma yazma bildiğine, belli bir eğitim gördüğüne delil olarak kabul edilmiştir.  

Karaer; içinden çıktığı Türkmen oymaklarının geleneklerine ve göreneklerine, hayat tarzına sıkı sıkıya bağlı ozanımızın, söyleyeceklerini süs gösteriş merakından uzak, en kısa ve en kestirme yoldan, sade ve açık bir dille, konuşma rahatlığı içinde söylediğini belirtir.

Makal ise Karacaoğlan'ın pürüzsüz Türkçesine ve halk dilini kullanışına dikkat çeker. Cunbur; Karacaoğlan’ın süsten uzak, akıcı, rahat ve açık söyleyişi sayesinde şiirlerinin yüzyılların yıpratıcılığından korunduğunu ifade eder.

Öteki halk şairleri gibi Karacoğlan’ın da şiirlerinde kendi yö­resinin dilini kullandığını belirten Köklügiller’e göre, diğerlerinden farkı bu dili kullanmaktaki çok yüksek başarısıdır.
 
Yine Köklügiller’e göre Karacoğlan'ın şiirleri; yabancı etkilere kapalı, bağımsız ve sade halk dilinin en güzel örneklerini oluştururlar. Karacaoğlan’ın bu söyleyişinin hoş, tatlı ve sade olduğunu Karaca oğlan isimli kitapçıkta ifade eden Şevket Rado’ya göre, aşk şiirleri söylemiş halk şairlerinin en ustası anadilini şaşılacak bir rahatlıkla söyleyen Karacaoğlan’dır.

Onun deyişleri (koşma, varsağı, semaî, destan, türkü) Türk dilinin ve kültürünün o çağdaki zenginliğini gösterir. Şiirlerindeki kelime ve de­yimler, zamanımızda yaşayanı ve unutulmuşuyla kültürümüzle aramızda köprü görevi üstlenmiştir.

Sadece onun şiirleri tek örnek olarak incelense bile; yaşadığı zamanın insanları, coğrafyası, milletleri; hayat tarzı, giyimleri, yiyecekleri, tabiat örtüsü, canlı ve cansız varlıkların isimleri gibi merak edilen birçok konuda günümüze tatmin edici bilgiyi ulaş­tırmaya yeter.

Aşağıdaki kelimelerle Karacaoğlan'ın şiirlerinde karşılaşırız:

Hazeli, mestane, göçücek, santur, keleş, kıcıh, temren, hazere, kavil, berkçe, kelli, muhannet, mertebe, soyha, terevi, elvan, menzil, kamalak, masala, tor, koyak, turab, kursaksız, merdine, hal­hal, sabak, melhem, göbelek.

Bunlar da Karacaoğlan’dan:

Hercai dilber, kutnu zubun, zülâl dudaklar, es-sah sözüm, ışılaşır gider, göve] ördek, ok imiş kirpi­ği, rahvarh tatar, ibrişim görümcek, ilâzım değil, lâl'ü mercan, melil melil, uğrun uğrun, hayfımı alı­rım, meles gömlek, yüzünün şulesi, arap atı, çuha şalvar, şıvgacık dal, ikrar verdi, püskürtme benli, eğlim eğlim.

Görkemlidir Karacaoğlan’ın mısraları:

“Uğrun uğrun aşinalık ederken”,
“Sağ gözden sol göze fayda yoğ imiş”,
“Başı al valalı sürmeli gelin”,
“Alaz alaz olmuş dağların karı”,
“Rûz u şeb hayâli iki gözümde”,
“Kurt yiyip de çürüyesin dişinen”,
“Kadan alsın güzellerin hepisi”,
“Gözlerin şemiştir, gün yüzün kamer”,
“Meyvanın iyisin ayılar yermiş”,
“Atın eşkini de yiğidin kıvı”,
“Orda eser bâd-ı sabâ yelleri”,
“Muhannetin köprüsün­den geçerken”,
“Bozulmuş bağlara döndün mü gönül”. 
 
Karacaoğlan'a beyitleriyle veda edelim:
“Alma yanak kiraz dudak diş sedef
İspir ala gözler mil ile oynar”
 
“Dostun bağına gidip derdiğim
Lâle midir sünbül müdür gül müdür” 
 
“Yüce dağ başında sığınlar gezer
Derindir göllerin bahriler yüzer” 
 
“Güzel sever diye isnat ederler
Benim Hak'tan özge sevdiğim mi var” 
 
“Telli marhamasın atmış başına
Başı hırızmalı cepkenli kızlar” 

Erdal Noyan, Karacaoğlan’ı ne güzel anlattı…

Bu çalışma  www.defterk.com 
Sitesinden Alıntıdır.

Paylaş

Bu haber 1338 defa okunmuştur.
Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Düziçi Haber on Facebook

Diğer Haberler

Hasan TÜLÜCEOGLU Hasan TÜLÜCEOGLU
82 ANAYASASININ KALICILIGI
Tolga Kayasu Tolga Kayasu
Bizlere ne olacak ?
Hamza Eser Hamza Eser
NEREDEN NEREYE 2
Burak Canli Burak Canli
Akp'ye Degil Basbakana Hayir
Ömer Açik Ömer Açik
GÜNAH YAZMASIN
A.Oguz ALA A.Oguz ALA
Baska Türkiye Yok!
ilhami Gerek ilhami Gerek
SON SÖZ
Cezmi YURTSEVER Cezmi YURTSEVER
Adana Dosyasi
Bekir Dagsever Bekir Dagsever
Gozyaslari
Ismet TOPAL Ismet TOPAL
ABD "Önce Kendi Tarihine Baksin"
Hilmi ISILI Hilmi ISILI
"VEDA"
Döndü Yakar Döndü Yakar
Seviyorum Deli Gibi

SİTE ANKET

Size Göre İlçemizdeki Siyasi Partilerin İlçe Başkanlarının Hangisi Daha Aktif ve Çalışkan?




HAVA DURUMU


Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

Sabır Gazetesi

haberler