Not: Bu Hikaye Düziçi (Yeniköy) de Yaşanmış gerçek hihayedir ve hikayemizin kahramanı ise daha sonra Mersinde Vergi rekortmeni olmuştur.
İlkbahar, Güney’de tüm güzelliğini çömertce gözler önüne sermişti. Kuşlar, arılar, kelebekler bir renk cümbüşü içinde. Kısaca toprak ana tüm marifetini doğayı bezeyerek süslemiş. Evrenin doğal kanunları kusursuz işlediği bir öğlen sonuydu.
İşte böyle bir zamanda Amanos’tan Karagedik’in üstüne doğru bir yağmur bozamığı süzüldü. Çok geçmeden etrafı burcu burcu bir toprak kokusu sardı. Önce iri iri yağan yağmur gök gürültüsüyle hızlandı bir birbuçuk saat kadar devam etti. Üzeyir pencereden yağmurun yağışını sevinçle seyrediyor, onun yağmurdan faydalanacak, bağı bostanı yoktu. Fakat yağmur ona çocuk gözüyle bayram, büyük gözüyle milli piyangodan çıkan en büyük ikramiyesiydi.
Yağan yağmur deli çaya kum getirecek, gelen kumları toplayıp satacaktı.Yağmurun yağması bitti. Her taraf pırıl pırıldı. Yağmurun ardından Düldül Dağ’ından Çiftli Köyüne bir gökkuşağı oluşturmuş mahallenin gençleri gökkuşağına dilek tutuyorlardı. Üzeyir elinde küreği Deli Çaya doğru giderken onların ne dilediğini umursamadı bile. Dereye geldiğinde derede kum olmadığını gördü. Bu demek ki yağmur Karkın tarafına uğramamış ve kum da getirmemişti. Bugünkü sevinci kursağında kaldı. Fakat ümidini de yitirmedi. Çünkü bu mevsim buralar yağmursuz kalmazdı. Elbette bir gün kum gelecek diyerek evin yolunu tuttu. Akşam, evde efkarlandı birkaç şarkı mırıldandı moralsiz oluşundan beceremedi. Tek istasyon çalan evlerinin en lüks eşyası olan radyosunu yastığının yanına koyup yattı.
Gece geç bir zamana kadar uyuyamadı. Hep kum topladı hayalinde, pazarlık yapıp sattı. Sabaha doğru uyuya kalmıştı. Kalktı her taraf sel içindeydi. Deli çay’ın gürültüsü evlerinden bile duyuluyordu. Küreği kaptığı gibi koştu dereye, ille su toplamak için bend yapılmadı ya Üzeyir kum toplamak için bendler yaptı. Bend lerdetopladığı kumları at arabacılarına sattı. Paralarını harcamayıp, biriktiriyor, günde birkaç kez, kaç lira olduğunu hesaplıyordu. Bir iki gün sonra kum işi bitti. Bu parayla gider, Osman abimi bulur, yanında çalışırım dedi.
Abisi Mersin-Erdemli’de bir şirkette şoförlük yapıyordu. Bir otobüse bindiği gibi, Mersin’e oradan da Erdemli’ye geçti. Burada herkese sordu, bulamadı. Ne tanıyan vardı, ne de bilen vardı. İlçeyi bir uca dolaştı. Yoktular, ne yapacağını şaşırdı. Olan parasını yol parası etmiş geriye bir ekmek parası vardı. Eve dönüş parası yoktu. Kafasında bunların tartışmasını yaparken aklına bir fikir geldi. Gider Alata köprüsünün üstünde beklerim. Abim şofördür nasıl olsa bu köprüden geçer. Köprüye geldi. Gelip geçen arabaların şoförüne bakıyordu. Akşam yaklaşmış, ümitler yavaş yavaş tükeniyordu. Artık açlığa daha fazla dayanamam dedi. Son kalan parasıyla bir ekmek aldı. Yine başladı köprüde beklemeye. Kızıl ikindi geçeli epey olmuş, artık akşam karanlık yüzünü gösteriyorken, geceyi nerede geçirecekti. Ümidini yitirdi. Abisi yoktu. Elindeki ekmeği yiyorken başladı ağlamaya. Gelse şimdiye kadar gelirdi. Birden gözlerinden yağmur sağnağı başladı. Gözyaşları ekmeğini ıslatıyor, bir yandan da gözyaşına katık olan ekmeğini yiyordu. Haziran böcekleri tek tük yanıp sönmeye başladığı an birden son sürat sakallı bir adamın geçtiğini gördü. Tereddütsüz bağırdı. Şoför baktı ama tanıyamadı. Abiii...Abiii... Osman abi...Koştu ardından. Artık azıcıkta olsa ümit belirmişti. Ne var ki koşmaya da takat yoktu. Son bir gayretle İlçeye geldi. Gözleri abisinin kullandığı kırmızı pikabı arıyorken, gözleri faltaşı gibi açıldı. Biraz önce ağlayan yüreğe biraz su serpilmişti. Araba bir dükkanın önünde duruyordu. Fakat abisi yoktu. Dükkan sahibine sordu. Biraz sonra gelir burada bekle dedi.
Üzeyir başladı beklemeye. Çok beklemedi. Sokağın bir ucundan gördü abisini koştu koştu. Abisine ulaştığında ter içinde nefesini zor alıp verirken, abisinin kollarına yığılıp kaldı.